Yolumu kısaca anlatmam gereken sayfanın başına oturdum.
Kısa olmayacağına eminim umarım sabır gösterip okur hikayeme dahil olursunuz.
İsmim Berfu, Jewelarin markasının kurucusuyum.
Markaların standart öykü yazılarından farklı bir yere gidecek gibi hissediyorum.
Ama sanırım böyle bırakacağım ve durmadan devam ediyorum.
‘Nasıl anlatsam nerden başlasam’ diyen şarkı çalıyor kafamda…
Çok severim. Bodrum’lu olmanın da sıcaklığını yaşıyorum bu şarkıda.
Kendini bildi bileli resim yapan, renklerle danseden, yazılar yazan, bolca düşünenen,
birçok faaliyete katılan;
‘tam ne bilmiyorum ama ben büyüyünce görsel bir iş yapacağım’ diyen bir çocuktan Jewelarin’e uzanan yılları yazmaya gayret edeceğim.
Sinema Televizyon mezunuyum. Okulla beraber kızım doğana kadar yardımcı yönetmenlik yaptım. Son setimde 6 aylık hamileydim. Her mesleğin bir ritmi var ve çocuk sonrası o ritmin bana uymayacağını düşünerek; farklı bir şey bulmalıyım diye düşündüm.
Sürekli annemin dile getirdiği bir laf vardır beni tarif ederken : ‘Küpesini takmadan evden çıkarsa, yarı yoldan döner küpesini takar öyle devam eder.’
Aynı yaşlarda takı mağazalarında hani yüzük stantlarında böyle onlarca yüzük olur ya, hepsine tek tek bakıp, dokunup, deneyip; kombin yapmaya çalışan kızdım ben.
Bileklerim ince olduğu için hep küçük ebatlı ya da ayarlanabilir bileklik avında olan, uzatması olan kolyelerin hastası -çünkü onları kısaltıp uzatıp katmanlı takmak mümkün- olan; kıyafetini takıyla tamamlayan diye özetleyebiliriz. Ne kısa bir özet ama :)
Öyle bir gençlikten geliyorum. Belki de bunu okuyorsan çoğumuz gibi.
Büyüdükçe bu değişmedi mi; değişti. Bazen çok sadeleşti.
Bazen doğaltaşlara sardım, bazen minimale yöneldim, bazen kalın parçalara...
Takıyla olan bağım anne olunca da değişti bu arada.
Anne topuzuyla, küçücük bir bebek ve uykusuz günlerle takı düşünecek hal var mıydı?
Bazen hiç olmadı.
Zaten pek de olmaz gibi geliyor burdan bakınca; ama Jewelarin tam da o zamanda geldi…
Kızım; Larin…
3 aylıktı, Jewelarin için ciddi anlamda ilk adımları attığımda.
Aşırı lohusayım; ama aşırı.
Kapalı Çarşı’dan eve koşarak dönüyorum.
Kızım anneme emanet.
Anne topuzumla ilk ürünleri kombinlemeye; bir instagram sayfası açıp paylaşmaya o zaman başladım. Hem beni olduğum yeni hal içinde daha iyi hissettirecek bir şey yapıyorum; hem de ev ekonomisine ne katkıda bulunabilirsem kardır dönemi…
Ne kadar nereye doğru gider bilmiyorum; ama başladım.
Hesapsız, kitapsız, hissi kablel vuku dedikleri cinsten…
Evimin yatak odasından.
Zamanla… daha profesyonel bir gözle malzemeyle haşır neşir olunca; taşların hikayesi, metalin dili, bir parçanın üzerinde bıraktığı his… İçimde daha farklı bir yer açıldı.
Artık sadece estetik değil, bir iletişim biçimi oluyordu takı.
Jewelarin ismi Larin’den geliyor tabi.
O büyürken markamı da büyütürüm gibi geldi.
Nitekim öyle de oldu; Larin 1 oldu, 2 oldu, 3 oldu, anaokulu başladı; bana daha çok vakit kaldı. 4-5-6… derken o büyüdükçe, onun da kendi alanları fazlalaştıkça; benim de Jewelarin’le anlarım arttı.
Güvenli ve klasik parçalarla; anlamlı bulduğum tasarımlar zamanla bir araya gelmeye başladılar. Semboller, dokular, bitişler…
925 gümüş ile başladığım yolda; 14 ayar altın da hikayeye eklendi.
Her birini kendi gözümle seçtim; kendim tarif edip yaptırdım… oturdum dizdim.
Hatta şimdilerde tezgaha da oturmaya başladım.
Üretim, fotoğraf, paketleme, kargo, müşteri ilişkileri…
Hepsinin arkasında ben varım.
Çok iddialı cümlelerin insanı değilim, yukarda yazdıklarımı bile durmadan düşünmeden yazdım; çünkü aslında utangaç da biriyim çoğu zaman yaptıklarımı anlatırken.
Ama buraya hem kendim için; hem de siz daha iyi tanıyın diye içimdeki cümleyi yazmak istiyorum :
‘Hikayene dahil olan bir takı, sıradan bir aksesuardan farklı hissettirir. Bunu hisseden insanlara ulaşmak istiyorum.’
Bir kadından, bir anneden… yolda olan, hissederek yönünü bulan, amatör ruhla profesyonel bir şey yapmaya çalışan birinden merhaba!
Buraya kadar okuduysan, hikayeme dahil olduysanız; sabrınız ve emeğiniz için teşekkürler.
Sefa geldiniz, hoş geldiniz…
Sizin hikayelerinize de dahil olmak için sabırsızlanıyorum.
0 yorum